Italo Calvino'nun "Görünmez Şehirler"inden yola çıkan bu çalışma, metaforik dili, şiirsel kategorileri, mekânsal paradoksları ve duyusal-mekânsal ilişkileri, çözümleme ve görünür kılma amacıyla inceliyor. "Görünmez İçsellik" kavramını literatüre kazandırmak için, okumalar hafıza, duygu, hayal gücü, duyum ve anlatılar merceğinden yapıldı. Çalışma, "Görünür Somut Tasarım"ın çıktılarını ve bunların iç tasarım pratiğindeki yansımalarını incelemeyi amaçladı; atmosfer (ışık, gölge, ses, doku), malzeme seçimi ve dokusu, mekânsal akış, işlevin ötesindeki anlam katmanları ve kullanıcıların duygusal ve hafızaya dayalı tepkileriyle tetiklenen duyusal-mekânsal ilişkiler üzerinde yoğunlaştı. Bu çerçevede, yaratıcılık sadece biçimsel yenilik arayışı değil; iç mekânı görünür tasarıma dönüştürme sürecidir. Görünmez içsellik bu dönüşümde bir köprü görevi görür. Hayali mekânsal imgeler (imkansız şehirler, hayali odalar, iç mekan manzaraları) fiziksel mekânı zenginleştirir ve tasarımcının sezgisel kararlarına rehberlik eder. “Görünmez içsellik” kavramı, fiziksel yapılaşmadan önce tasarımcının zihninde oluşan duygu, imge, hafıza ve sezgi katmanlarını ifade eder. Bu anlayış sayesinde, mekan sadece somut bir mimari varlık olarak değil, aynı zamanda fiziksel, zihinsel ve duygusal bir yaşam deneyimi olarak da ele alınır. Bu şekilde, tasarım süreçleri somut mimari biçimlerin ötesine geçer ve hayali mekanların ve “içten doğan bir yer duygusunun” beslendiği yaratıcı bir alana dönüşür.
Italo Calvino'nun “Görünmez Şehirler” (“Le città invisibili”) adlı eseri, mimari teori ve mekansal ontoloji perspektifinden, fiziksel gerçekliğin ötesine geçen bir “fenomenolojik iç mekan anlayışı” sunar. Bu bağlamda, görünmez iç mekan, harita ve nesnel koordinatlarla tanımlanan materyalist bir mekan olmaktan çıkar; insan hafızasının, arzusunun, dilinin ve bilinçaltı süreçlerinin mekansallaştığı soyut bir topografyaya dönüşür. “Hafıza şehri” kavramı ve kitaba atfedilen mekânsal derinlik, mimarinin yapısal ağırlığından zihinsel deneyim alanına dönüşümünü sembolize eder. Buradaki iç tasarım, tektonik sınırları (duvarlar, zeminler) akışkan, geçirgen ve şeffaf desenlere dönüştürerek, Kartezyen iç ve dış ikiliğini tamamen ortadan kaldırır.
Calvino'nun görünmez iç mekân anlayışı, Gaston Bachelard'ın “Mekânın Şiirselliği”nde ele aldığı “yaşanmış mekân” (espace vécu) kavramıyla doğrudan örtüşmektedir. Anlatıdaki tüy kadar hafif tonozlar, havada asılı duran biçimsiz kütüphane rafları ve belirsiz merdivenler, Gaston Bachelard'ın ev imgesindeki dikey yükselişi ve zihinsel derinliği çağrıştırır.Mekân, statik bir kap olmaktan çıkıp, öznenin (okuyucu/şehir sakini) bilişsel süreçlerine göre yeniden üretilen dinamik bir yapıya dönüşür. Dolayısıyla, bu anlatıda iç mekân mimari bir nesne değil; Gaston Bachelard ve Henri Lefebvre'nin gelenekleriyle uyumlu olarak, insan algısının, hafızasının ve metinlerarası ilişkilerin mekânı inşa ettiği sosyal ve psikolojik bir üretim alanıdır.